Netflix’in yeni büyük gerilim filmi The Whisper Man, hem izleyicilerin hem de eleştirmenlerin büyük ilgisini çekti. Filmin yönetmeni James Ashcroft ve uyarlanan kitabın yazarı Alex North, Digital Trends’e verdikleri röportajda, bu karanlık ve duygusal derinliğe sahip projeye nasıl yaklaştıklarını anlattılar.

Alex North - The Whisper Man

The Whisper Man, korkunç bir sesin ardından gizlice evlere sızan bir seri cinayet hikâyesini anlatıyor. Film, babasından ayrı düşen genç bir çocuğun, annesinin yeni sevgilisinin evine taşınmaya zorlanmasıyla başlıyor.

Röportajda, James Ashcroft, filmin atmosferini kurarken ses tasarımının ve ışıklandırmanın ne kadar kritik olduğunu vurguladı: “Seslerin hepimizin zihninde canlandırdığı korkuları uyandırdığını düşünüyorum. İzleyiciye, korkunun ekrandan çıkıp kendi evine giren bir ses gibi hissettirmesini istedik.”

Alex North ise babadan çocuğa geçen korku ve güven temalarının, modern aile bağlarının kırılganlığını yansıttığını belirtti: “Bu hikâye aslında çocukken duyduğumuz korkular ile yetişkin olduğumuzda fark ettiğimiz gerçeklerin çelişkisinden besleniyor.”

Filmde Robert De Niro ve Adam Scott gibi büyük isimlerin yer alması, projenin saygınlığını artırmakla kalmayıp oyuncu performanslarının kalitesini yükseltti ve hikâyenin daha derin katmanlarına ulaşılmasını sağladı. De Niro’nun soğuk ve mesafeli karakteri ile Scott’ın duygusal olarak savrulmuş baba rolü, izleyiciyi farklı açılardan etkilemeyi başarıyor.

Editörün değerlendirmesi: The Whisper Man, klasik bir korku filminden ziyade psikolojik gerilim ve aile trajedilerinin karmaşasını işliyor. James Ashcroft’un yönettiği sahneler, gündüz izlense dahi ev ortamında oldukça ürkütücü hissettirebiliyor. Yapım, Netflix’in bu tür hikâyeleri işleme konusundaki başarısını bir kez daha gözler önüne seriyor.

Kaynak: Digital Trends