9.0 Puan
Artılar
- Etkileyici görsellik
- Detaylı haritalar
- Silah hissiyatı
- Kusursuz sesler
- Solo deneyim
Eksiler
- Mod eksikliği
- Düşük çözünürlüklü dürbünler
Sonuç
Çanakkale cephesinin kanlı kumlarını ve acımasız siper savaşlarını muazzam bir tarihi gerçekçilikle ekrana taşıyan Gallipoli, savaşın affetmez doğasını tüm ağırlığıyla hissettiriyor. BlackMill Games'in geliştirdiği bu yapım, devasa haritaları ve yoğun atmosferiyle oyuncuları tarihin en çetin çarpışmalarından birinin tam ortasına bırakıyor.
WW1 Game Series’in en yeni ve belki de en iddialı yapımı olan Gallipoli ile Birinci Dünya Savaşı’nın en kanlı cephelerinden birine, Gelibolu’ya iniyoruz.
Güneş ufukta tembelce yükselirken, denizin üzerindeki o yoğun sis perdesi inatla varlığını sürdürüyor. Kabatepe’nin devasa ve sarp uçurumlarından aşağıya, serin sabah rüzgarının vurduğu sahile doğru bakıyoruz. Aşağıda, kürekçiler sessizce işlerini yaparken, genç adamlardan oluşan bir güruh, endişe dolu gözlerle bizim bulunduğumuz tepelere bakıyor. ANZAC askerleri, Osmanlı’nın onları burada, bu dik yamaçlarda beklediğini şüphesiz biliyor. Ancak biz, adeta avıyla oynayan bir avcı edasıyla, onlar sahile ayak basana kadar ateşi kesik tutuyoruz. Parmaklarımız Mauser tüfeklerimizin tetiklerinde, komutanın o tek kelimelik emrini bekliyoruz.
İlk çıkarma gemisi kuma vurduğu ve ilk düşman askeri karaya adım attığı saniye, kıyamet kopuyor. Uçurumun zirvesinden aşağıya doğru amansız bir Mauser yaylım ateşi patlıyor. Hem askerleri hem de o sessiz kürekçileri sağa sola savuran, denizin suyunu kırmızıya boyayan bir metal fırtınası bu. Anında ölecek kadar şanslı olmayanlar, kaderleriyle yüzleşmek üzere o soğuk kumların üzerinde bırakılıyor. Hemen üstümüzde, bir Maxim makineli tüfeği başka bir çıkarma teknesine doğru ölüm kusmaya başlıyor. O an, o sarsıcı sesin ortasında, sadece bir anlığına namlunun ucundaki hedefin ben olmadığım için şükrediyorum. Bir düşman askerinin siperden fırlayıp süngüsüyle üzerimize doğru koştuğunu, ancak daha birkaç adım atamadan tüfek kurşunlarıyla yere serildiğini görüyorum. Kendi yoldaşları bile onu o cehennemden çekip almak için hayatlarını riske atmıyor. Tıpkı bizim yukarıdan izlediğimiz o acımasız manzara gibi. Gelibolu’ya hoş geldiniz.
Birinci Dünya Savaşı Serisinin Zirvesi
Oyun dünyasında Birinci Dünya Savaşı denildiğinde akla gelen ilk serilerden biri haline gelen BlackMill Games imzalı WW1 Game Series, 2015 yılında Verdun ile başlattığı kanlı yolculuğuna şimdi dördüncü oyunu ile devam ediyor. İsmine bakıp oyunun sadece Çanakkale Boğazı ile sınırlı kaldığını düşünmek büyük bir hata olur. Geliştirici ekip, bu kez vizyonunu çok daha geniş bir coğrafyaya yayarak, oyunu ismini aldığı o efsanevi yarımadadan başlatıp, medeniyetin beşiği olan Mezopotamya’nın kavurucu çöllerine kadar uzatıyor.
Batı Cephesi’nin çamurlu ve gaz dolu siperlerinden sonra, BlackMill için bu geçiş oldukça cesur bir adım. Önceki oyunlarında oyuncuları dar alanlara, yoğun topçu ateşine ve bitmek bilmeyen yıpratma savaşlarına hapseden seri, Gallipoli ile birlikte daha açık, daha dinamik ancak bir o kadar da ölümcül bir savaş alanını önümüze seriyor. BlackMill’in gelenekselleşmiş olduğu üzere bu yapım, geçen yüzyılın en kanlı çarpışmalarına açılan acımasız ve tavizsiz bir pencere. Oyuna başlarken beklentilerimi oldukça ihtiyatlı tutmuştum ancak tıpkı Winston Churchill’in o dönemde yaptığı gibi, Gelibolu’yu hafife almanın ne kadar büyük bir hata olduğunu düşmanın anlaması çok uzun sürmedi.
Kum, Yakıcı Sıcak ve Kabalaklar: Savaşın Seyri
Osmanlı İmparatorluğu, Birinci Dünya Savaşı’nın küresel ateşine nispeten geç katılan bir aktördü. 1914 yılının Ekim ayı sonlarında İttifak Devletleri’nin yanında savaşa dahil olan imparatorluk, ilk etapta Karadeniz’de Rus İmparatorluğu’na karşı deniz operasyonlarıyla adından söz ettirdi. Bu hamleden kısa bir süre sonra, İngiliz İmparatorluğu stratejik müttefikini desteklemek ve kendi çıkarlarını korumak amacıyla Irak’a doğru geniş çaplı bir saldırı başlattı. Bu durum, nihayetinde Rusya’nın savaştan çekilmesinden bile daha uzun sürecek olan, yıllara yayılan kanlı çatışmaların zeminini hazırladı.
Mezopotamya ve Levant (Doğu Akdeniz) bölgelerindeki savaşlar stratejik açıdan muazzam bir öneme sahip olsa da, 1915 yılının neredeyse tamamını kaplayan ve bir “kıyma makinesine” dönüşen Gelibolu Yarımadası’ndaki çarpışmalar, İngiliz ve Osmanlı kuvvetleri arasındaki mücadelenin en sembolik, en trajik ayağı haline geldi.
Oyunun bu tarihi dinamikleri simüle etmesindeki en büyük anahtarı, yepyeni Expedition (Sefer) oyun modu. Yüzeyden bakıldığında, alışılagelmiş “saldıranlar ile savunanlar” (Attackers vs. Defenders) modlarına benzese de Gallipoli, savaşın çoğu zaman göz ardı edilen bir gerçekliğini merkezine alıyor: Taarruzlar tamamen ivme ve momentum ile ilgilidir. Bu Momentum mekaniğini en iyi nasıl anlatabilirim derseniz; diğer büyük ölçekli nişancı oyunlarında (örneğin Battlefield serisinde) görmeye alışkın olduğumuz “ticket” (bilet/asker sayısı) sisteminin çok daha rafine, mantıklı ve gerçekçi bir yeniden tasavvuru diyebilirim.
En basit haliyle işleyiş şu şekilde: Saldıran taraf, hedefleri ele geçirerek veya savunan tarafa felaket düzeyinde kayıplar verdirerek momentum (ivme) kazanıyor. Savunan taraf içinse denklem oldukça acımasız ve net: Ya yeterince saldıran askeri öldürecekler ya da tüm imkansızlıklara, yağan top mermilerine rağmen sadece konumlarını koruyacaklar. Konumlarını korumayı başarırlarsa oyunu kazanıyorlar. Ne de olsa, eğer hala o tepeyi veya siperi kontrol ediyorsanız, kapınızın önündeki binlerce düşman cesedinin bir anlamı var mıdır?
Yeni Savaşlar, Antik Amfitiyatrolar: Mekanların Ağırlığı
Gallipoli, özünde maç (round) tabanlı, çok oyunculu bir yapıya sahip. Dolayısıyla beni ekran başında tutabilmesi ve içine çekebilmesi için “bunu neden oynamalıyım?” veya “neden umursamalıyım?” gibi temel sorulara güçlü cevaplar vermesi gerekiyor.
Kulağınızın dibinden vızıldayarak geçen mermi sağanakları, siperlerde yankılanan can çekişme inlemeleri ve top mermilerinin yarattığı sarsıntı gerçekten ikna edici bir atmosfer yaratıyor. Ancak Gallipoli’de beni asıl derinden etkileyen ve büyüleyen şey, haritaların oyuncuya hissettirdiği o muazzam tarihi ağırlık (gravitas) oldu.
ANZAC Koyu’ndaki tepeler, kumsaldan yukarıya doğru baktığınızda devasa, aşılamaz birer canavar gibi görünüyor. Arazinin kendi coğrafi yapısı ve zorlukları, en az tepede sizi bekleyen düşman askerleri kadar düşmanca ve ölümcül hissettiriyor. Benzer şekilde, arkanızda tüm ihtişamıyla yükselen tarihi Tizpon Takı (Arch of Ctesiphon) varken ve hemen önünüzdeki dikenli tellerin ardına bir makineli tüfek yerleştirmişken, o tarihi anın ağırlığını ve ciddiyetini görmezden gelmek neredeyse imkansız.
Bu doğal sinematografik dokunuş; son derece etkileyici, dramatik aydınlatma teknolojileri, üst düzey silah/karakter modelleri ve harika çalışan dinamik müzik sistemiyle desteklenmiş. Normal şartlarda, gerçekçilik iddiası taşıyan hardcore FPS oyunlarında arka planda müzik çalmasından pek haz etmem; dikkat dağıtıcı bulurum. Ancak Gallipoli bu konudaki önyargılarımı yıkmayı başardı. Müzik, oyun esnasında usulca arka plana çekiliyor, ses kirliliği yaratmıyor; fakat tam ihtiyacınız olduğu anda, o epik taarruz anlarında ya da son saniye savunmalarında varlığını hissettirerek tüylerinizi diken diken ediyor.
Arayüz (HUD) Şişkinliği ve Gerçekçilik İkilemi
Gallipoli’nin atmosferi ve içine çekiciliği bu kadar güçlüyken, kullanıcı arayüzünün (HUD) bu durumu sabote etmeye çalışması gerçekten ironik. Standart ayarlarda ekran tam anlamıyla bir bilgi çöplüğüne dönüşüyor: Sol tarafta kocaman bir mini harita, onun hemen yanında takım/manga listesi, ekranın tam ortasından aşağıya doğru akan bir ölüm bildirim ekranı (kill feed), sağda silah ve cephane durumu, üstte ilerleme/momentum çubuğu, bir de yetmezmiş gibi dost askerler, düşmanlar, ele geçirilecek hedefler ve aklınıza gelebilecek her şey için ekranın her yerine serpiştirilmiş işaretçiler (markerlar). Battlefield gibi gerçekçiliği ikinci plana atan oyunlarda bu çok can sıkmasa da Gallipoli’da o kadar harika bir atmosfer var ki bunun grafiklerle bozulması hiç hoşuma gitmedi.
Evet, teknik olarak tüm bu bilgilerin bir işlevi ve faydası var, ancak deneyimin o sinematografik dokusuna büyük zarar veriyor. Neyse ki oyun, tüm bu kalabalığı dilediğiniz gibi kapatıp açmanıza olanak tanıyan geniş seçenekler sunuyor. Bu ayarları kapattığınızda, ekranda Call of Duty tarzı devasa arayüzlerle oynayan, her anı haritadan takip eden oyunculara karşı küçük bir dezavantaj yaşayabilirsiniz. Fakat Gallipoli’deki yaşam beklentinizin “dakikalar” değil, kelimenin tam anlamıyla “saniyeler” ile ölçüldüğü düşünüldüğünde, atmosfer uğruna bu fedakarlığı yapmak kesinlikle mantıklı bir tercih. Sonuçta arayüzdeki ikonlar silahınızı daha isabetli ateşlemenizi sağlamıyor. Ekranda sadece tüfeğinizin namlusunu görmek, bu oyunun asıl ruhunu yansıtıyor.
7.65mm ve Saf Çelik: Osmanlı Cephaneliği
Tamamen piyade savaşına odaklanan bir oyunda, silahların sahnenin tam merkezinde yer alması son derece doğal. Gallipoli’nin cephaneliği; tüfekler, tabancalar, revolverler ve makineli tüfeklerden oluşan harika bir çeşitliliğe sahip. Hatta savaşın o kaotik doğasını yansıtan, sevmediğiniz insanların üzerine patlayıcı fırlatan devasa bir sapan olan Leach siper mancınığı gibi tuhaf ve yaratıcı icatlar bile oyunda yerini almış.
Oyun boyunca Osmanlı tarafında elinizde en çok göreceğiniz silahlar, standart Mauser sürgülü tüfeklerinin en ince detayına kadar modellenmiş farklı varyantları olacak. Gerçek hayatta olduğu gibi, bu tüfekler elinizde son derece ağır, hantal ama ustalaştığınızda ölümcül derecede isabetli hissettiriyor. Özellikle savunma yaparken, düşmanı uzaktan tek bir mermiyle indirmek, o sürgüyü çekip boş kovanın fırlayışını izlemek muazzam bir tatmin hissi yaratıyor. Osmanlı tarafı için ayrıca Martini-Henry levyeli (lever-action) tüfekler de mevcut. Kendi has karakteri, o tok sesi ve nispeten hızlı mekanizmasıyla bu tüfekler yakın-orta mesafe çatışmalarının vazgeçilmezi. İngiliz tarafında ise standart olarak Lee-Enfield tüfekleri boy gösteriyor.
Süngüler, düşman siperlerine atlamayı ve bitmek bilmeyen tabanca/revolver mermisi yağmuruna göğüs germeyi planlıyorsanız sahip olabileceğiniz en güzel tesellilerden biri. Ancak benim kişisel favorim, tüfek bombaları oldu. Evet, doldurma süresi acı verici derecede yavaş ve onu kullanabilmek için namludaki mermiyi değiştirmeniz gerekiyor ama böylesine isabetli ve etkili bir dolaylı ateş gücüne sahip olmak paha biçilemez. Bir tepenin arkasına saklanmış düşman mangasını tek bir bombayla dağıtmak savaşın seyrini değiştirebiliyor.
Tabii ki makineli tüfekler, topçu ateşinden sonra Birinci Dünya Savaşı savaş alanlarının yegane krallarıdır ve bu durum Gallipoli’de de aynen geçerliliğini koruyor. Taşınabilir Lewis ve Hotchkiss tasarımları taarruz sırasında yıkıcı bir etkiye sahip olsa da, ister MG 09 ister Vickers olsun, sabit Maxim silahlarının yanında adeta birer oyuncak gibi kalıyorlar. Ağır makineli tüfek sınıfındaki oyuncular, 250 mermilik devasa şeritleri ve mermi taşıyıcılarından alabilecekleri ikmallerle bu şeytan icatlarını savaş alanının pek çok stratejik noktasına kurabiliyorlar.
Bir Maxim’in başına geçmek, en fazla 60 saniye boyunca tüm savaş alanındaki en ölümcül şeye dönüşmenin en kolay yoludur. Bunun silahın atış hızıyla hiçbir ilgisi yok; tetiğe bastıktan yaklaşık on beş saniye sonra, koca bir düşman takımı siperdeki diğer arkadaşlarınızı vurmaya kısa bir ara verip, onlara bu kadar büyük bir bela olduğunuz için tüm namlularını doğrudan sizin kafanıza çevirecektir. Makineli tüfeği kullanırken defalarca saniyeler içinde öldüm, ama o ilgiyi sevdim. Düşmanın benden bu kadar korkması, görülmüş ve hesaba katılmış hissettirdi.
Yapay Zeka ve Tek Oyunculu/Hibrit Deneyim
Gallipoli’nin özünde “çok oyunculu öncelikli” (multiplayer-first) bir yapım olduğu sır değil. Oyun, birbirini öldürmeye yemin etmiş, taktiği ve sabrı ön planda tutan yabancılarla dolu tam kapasiteli bir lobide oynandığında adeta parlıyor. Ancak, beni gerçekten şaşırtan bir diğer detay, oyunda oldukça başarılı bir tek oyunculu (single-player) ve hibrit bot/oyuncu maç deneyiminin bulunması oldu.
Gallipoli’deki yapay zeka (AI) sadece dolgu malzemesi değil. Karşılarında öncelikli bir tehdit olduğunda bunu tespit edebiliyor, baskı ateşi (suppression) yediklerinde siper alıyor, sizi korumak için koruma ateşi açıyor ve vurulduğunuzda yanınıza gelip sizi canlandırabiliyor. Ayrıca nişancılık konusunda oldukça başarılılar, ancak hiçbir zaman sinir bozucu, duvar arkası gören hileli “tanrısal” bir bot hissiyatı vermiyorlar. Elbette ara sıra bazı tuhaflıklar ve ufak yapay zeka pürüzleri yaşanıyor, ancak astronomik bütçelerle geliştirilen AAA oyunlardaki anlamsız bot davranışlarıyla kıyaslandığında, BlackMill’in yapay zekası kesinlikle takdiri hak eden, son derece tatmin edici bir çözüm sunuyor.
Geliştirici ekibin inceleme dönemi boyunca düzenlediği geniş çaplı oyun seansları dışında, Gallipoli’nin kalitesine dair en büyük kanıtlarımdan biri şuydu: Oyunculara açılmadan önceki o erken erişim döneminde, aktif olan tek bir sunucuda her zaman sektörel meslektaşlarımı, içerik üreticilerini ve bizzat geliştiricileri hararetle savaşırken görebiliyordum. Sadece görev icabı değil, oyundan gerçekten keyif aldıkları için oradaydılar. Ve şu an bu makalenin son satırlarını yazarken, yazıyı bitirir bitirmez hemen o siperlere geri döneceğimi çok iyi biliyorum.
Son Söz ve Değerlendirme
Tarihsel olarak Gelibolu, ANZAC kuvvetlerinin sergilediği tüm kahramanlıklara rağmen İngilizler için ne kadar travmatik bir yenilgi olduysa; bu oyun da BlackMill Games için bir o kadar yankı uyandıran, muazzam bir başarı. Gallipoli, önceki üç oyundan elde edilen derslerin ve tecrübelerin kusursuz bir zirvesi. Serinin çıtasını sadece Birinci Dünya Savaşı nişancı oyunları için değil, genel anlamda tüm büyük ölçekli savaş oyunları için çok daha yukarılara taşıyor.
Tıpkı resmettiği o antik kalıntılar ve aşılması güç sarp tepeler gibi dik ve mağrur duran Gallipoli, şüphesiz bu yılın en iyi FPS oyunlarından biri olmaya çok güçlü bir aday. Siperlerin kokusunu almak, o ağır tüfeklerin metalik çınlamasını hissetmek ve bir imparatorluğun savunma hattında omuz omuza savaşmak isteyen herkes için eşsiz bir deneyim. Makaleyi tamamlar tamamlamaz o siperlere, o kanlı kumların üzerine geri döneceğimden hiç şüphen olmasın.
Gallipoli fiyatı ve %25 indirim
Gallipoli çıkışına özel %25 indirimli olarak satıça çıktı. Türkçe arayüz ve Osmanlı askerlerinin orijinal Türkçe konuşmalarını içeren oyunun fiyatları şu şekilde:
- Gallipoli Epic Games Store fiyatı:
₺450yerine ₺337,50 (%25 indirim) - Gallipoli Steam fiyatı:
$9.99yerine $7.49 (%25 indirim)
Gallipoli Sistem Gereksinimleri
| Donanım / Yazılım | Minimum | Önerilen |
|---|---|---|
| İşletim Sistemi | Windows 10/11 64-Bit | Windows 10/11 64-Bit |
| İşlemci | Intel Core i5-7400 AMD Ryzen 5 1600 |
Intel Core i5-11600K AMD Ryzen 5 5600K |
| Bellek | 16 GB RAM | 16 GB RAM |
| Ekran Kartı | NVIDIA GTX 1660 Super RX 5600 XT, 6GB VRAM |
NVIDIA GeForce RTX 2070 AMD Radeon RX 6600 XT, 8GB VRAM |
| DirectX | Sürüm 11 | Sürüm 11 |
| Ağ | Genişbant İnternet bağlantısı | Genişbant İnternet bağlantısı |
| Depolama | 30 GB kullanılabilir alan | 30 GB kullanılabilir alan |
| İlave Notlar | SSD gerekli | SSD gerekli |
